• Prof. Dr. Ayten Altıntaş

Saray Kadınlarının Güzellik Reçeteleri


SARAY KADINLARININ GÜZELLİK REÇETELERİ

Prof. Dr. Ayten Altıntaş

İstanbul Medipol Üniversitesi Tıp Fakültesi

Tıp Tarihi ve Etik Anabilim Dalı

Kadın ve Güzellik birbiri ile çok yakın ilişkidedir. Kadın güzeldir, güzeli arar ve güzelleşmek için çaba gösterir. Kraliçeler ve Saray kadınları da güzel olmak ve güzel kalmak için çaba gösterenlerin en önünde olanlardandır.

Kraliçe ve güzellik denince ilk akla gelen Kleopatra’dır. MÖ. 67-30 yılları arasında yaşayan Mısır Kraliçesi idi. O tarihlerde Mısır Romanın idaresi altındadır ve Kraliçe Kleopatra bu dönemde yaşamış, Romalı meşhur kumandan Jules Sezar ve Marcus Antonius’u kendine âşık etmeyi başarmıştı. Çok güzel olmamasına rağmen güzelleşmesini çok iyi biliyor ve herkesi kendine hayran bırakıyordu. Kleopatra kendi hazırladığı güzellik formülleriyle ün kazanmıştır. Bu formülleri zamanın rahiplerinden öğrenmiş olsa da kendisi için ürettiği ve kullandığı pek çok güzellik formüllerini biliyoruz. Kleopatra denince akla öncelikle güzel koku ve zarafet geliyor. Muhteşem ve baştan çıkaran güzel kokuları kullandığı, gül yasemin, menekşe gibi birçok çiçekleri imbikten geçirerek kendine özel kokular yaratıyordu. Güzelliğini özellikle yaptığı süt banyolarına borçlu olduğu banyodan sonra bütün vücudunu kokulu yağlarla ovdurduğunu biliyoruz. Makyaja çok önem veriyordu ve sürme, allık, dudak boyasını kullanıyor, özellikle gözlerine çektiği abartılı siyah sürme ile dikkatleri çekiyordu. Kleopatra’dan önce yaşayan Mısır Kraliçesi Nefertiti’yi de burada bahsetmeliyiz. Mısır Firavunu Amenohotep’in karısıdır ve ismi “Güzellik geliyor” anlamında idi. Güzelliğini özellikle keçi sütü ile yaptığı banyolara borçlu olduğu yazılır. Nefertiti de kendi için hazırlanan özel kokular kullanıyordu. Yüzüne ışıltı vermek için hakiki incinin keskin sirke içinde eritilmesi ile elde edilen suyu kullanırmış.

Güzel Kraliçelerden Sâbâ ülkesinin kraliçesi Belkıs’tan da bahsetmek gerekiyor. Sâbâ; Gündoğusundan esen hafif ve latif rüzgâr anlamındadır. İlk çağlardan itibaren Güzel kokunun anavatanı olan Arabistan’da bu ticaretin merkezinde Sâbâ ülkesi vardır. Bu ülkeye uzun süre hükmeden kraliçe Belkıs güzelliği ile de dillere destan olmuştu. Sütü ve balı özellikle kullandığını biliyoruz. Buğday unu ve bakla ununu maske olarak güzelleşmek için kullanırmış.

Ünlü Taç Mahal sarayının uğruna yaptırıldığı Kraliçe Nurcihan da bu güzel kraliçeler kervanına katılmalıdır. Şah Cihan’ın karısıdır ve kendisi için “Ölümsüz Aşkın Abidesi” inşa ettirilmişti. Güzel kokuyu Nurcihan da çok kullanıyor, özellikle gül kokusunu çok seviyor, gülsuyu ve gülyağını kullanıyormuş. Güzellik reçetelerinde buğday ve nişastasını yüzüne maske olarak kullandığından bahsederler.

Burada Uygur prenseslerinin güzellik reçetelerinden de bahsetmek gerekecek. Saç bakımına çok önem veriyorlarmış. Uzun parlak siyah saçları ile dikkat çekerler. Saç şekilleri ve süsleri zamanın duvar fresklerinde göz kamaştırıcıdır. Uygur yazmalarından öğrendiğimize göre hayvansal ürünler, içyağı, süt, bal en çok kullandıkları malzemelerdi. İpek kozasının ipeğini de eriterek güzelliklerini tamamlayıcı olarak kullanıyorlarmış. İstenmeyen tüyleri özellikle yüz tüylerini ibrişimle aldıklarını biliyoruz. Bu usul hâlâ Anadolu’da kullanılmaktadır.

Osmanlı Sarayındaki Hanımlar

Osmanlı Saraylarında Valide Sultan’dan haseki, gözde ve cariyelere kadar hepsinin en belirgin özelliklerini “Temizlik, zarafet ve hüner” diye özetleyebiliriz. Haremde çok iyi bir eğitim görüyorlar; okuma yazma, edebiyat, musiki, dikiş nakış gibi gerekli her şeyi öğreniyorlardı. Temizliğe çok önem verilirdi. Gerek Haremdeki hamamlarda gerekse saraylı hanımların gittiği diğer hamamlarda yıkanmak ve temizlik bir sanat haline gelmişti. Burada kullanılan sabunlar özenle seçilir, özellikle Şam, Halep ve İzmir ‘in zeytinyağlı sabunları tercih edilirdi. Bu sabunlar sarayda kullanılacağı zaman içine sığla, safran, mahlep gülsuyu gibi faydalı maddeler katılıyor, misk, amberle kokulandırılıyordu. Saraylı hanımlar uzun gür, siyah saçlarına yumuşatıcı olarak hatmi, ebe gömeci veya kilin suyunu uyguluyorlardı. Sarayda saç yumuşatıcı olarak kullanılan bir formülde; Ebe gömeci, nilüfer, menekşe, gül, papatya ve haşhaş kabuğu vardır ve bu otları kaynatıp, süzüp suyu ile saçlarını çalkalarlardı.

Sürme her zaman kullanılan bir güzellik malzemesi idi. Kuhl, tutya ismi de sürmenin diğer isimleridir. Sarayda revaçta olan Isfahan sürmesidir. Bu sürme gözleri, kirpikleri koruyan göz keskinliğini sağlayan bir sürmedir. Sadece gözleri iri göstermek amacıyla değil gözleri hastalıklardan korumak amacıyla da sürme tercih ediliyordu. Yüzü beyaz ve gergin göstermek için “düzgün” denilen bir çeşit üstübeç yani kurşun karbonat kullanılıyordu. Saçlarda siyah renk moda idi. Saç boyası olarak siyah renk tercih ediliyordu. Kına boya olarak en çok kullanılandı. Kına hem boya olarak hem de saçı koruyucu olarak etkiliydi. Kınanın kırmızı rengini koyulaştırmak için cevizin yeşil kabuğunun kurutulmuşu kullanılıyordu. Yüz güzelliğinde pek çok tohumdan maskeler yapılırdı. Nohut, bakla bunların başında geliyordu. Bal ve yumurta akı da faydası tecrübe edilen güzellik maskeleriydi.

Siyah tenli cariyeler ciltlerinin parlamaları için zeytinyağı, gül, menekşe yağı kullanırlardı. Beyaz tenli cariyeler ise kavun çekirdeği, bakla ve sütü tercih ediyorlardı. Bakım için acı badem yağı, dişleri beyazlatmak için şeker, tuz, çöven suyu kullanıyorlardı. Ağız kokusu hiç istenmeyen bir şeydir ve yemeklerden sonra gülsuyu, sirkeli su ile çalkalanırmış. Ağzı güzel kokutan şekerlemeler özellikle bu amaç için hazırlanırdı. Saçı beslemek amacıyla defne yağı, hintyağı sürülür, tırnaklar boraks ve zırnık ile ilaçlanır, yağlarla ovulurdu. Saçların erken ağarmaması ve dökülmemesi için çörek otu, kişniş tohumunun yağı ile masaj yapılmalıydı.

Osmanlı saray hanımları güzelliğin vazgeçilmez parçasının güzel koku olduğunu biliyorlardı. Sarayda güzel kokular imal ediliyor, hanımların özellikle seçtiği kokuları bu işin erbabı olan kişilere ısmarlıyorlardı. Bazen de dışarıdan satın alınıyordu. Misk, amber ve gül kokuları en çok sevilen kokulardı. Kokulu yağları ve suları özellikle gülsuyunu çok kullanıyorlardı. Vücut kokusu, ağız kokusu kadar önem verdikleri elbiselerinin kokusu idi. Kıyafetlerini güzel kokulu tütsülerle güzel kokulu hale getirirlerdi. Özellikle reyhan, elma, kâfur kokusu kıyafetleri için tercih ediliyordu. Güzel hanımlar güzel koku kervanına yaşadıkları ortamı da dahil ediyorlar, her zaman buhur adı verdikleri tütsülerle odalarını tütsülüyorlardı.

#ayınmakalesi #ünlükişiler

64 görüntüleme

© 2023 by Name of Site. Proudly created with Wix.com