• Oğuz Çetinoğlu

ATATÜRK ve İSLÂMİYET


İslamiyet’in getirdiği dünya düzenine ayak uyduramayanlar, dinî değerleri günlük yaşayışın dışına çıkarmak, İslamiyet’i câmilere ve mezarlıklara hapsetmek isteyenler vardır. Bu kişiler; daima Atatürk’e sığınmakta, O’nu kendi düşüncelerine kalkan yapmaktadırlar. Hattâ kendi fikirlerini Atatürk’e mal edip taraftar toplamaya çalışmaktadırlar. Bu çalışmalar sebebiyle Atatürk’ün, İslamiyet aleyhtarı olduğunu düşünen İslamî hassasiyet sâhibi kişiler de Atatürk’ü karalamaya çalışmaktadırlar. Böylece, diğer konularda olduğu gibi, din konusunda da Atatürk’ü olduğundan farklı gösteren bir grup oluşmaktadır.

Yalan ve yanlış bilgiler üzerine inşa edilen çürük düşüncelerle, maalesef, Atatürk aleyhtarlığı yapan; târihini, hakîkatleri ve hepsinden önemlisi kendini bilmez câhil cühelâ takımı insanlar Atatürk aleyhinde yazılar yazmak, konuşmak cesâretini sergiliyorlar. Bilinmelidir ki millete mal olmuş, hizmetleri ve iyilikleri, başardığı büyük işler, millet aklında ve vicdanında kabul görmüş büyük insanlar, ancak olumlu yönleriyle ve saygı ile anılırlar. Aslı olmayan birkaç cümlelik iftiraya, hezeyana dayalı saçmalıklara dayanarak olumsuz düşünceler yaymaya çalışanların mutlaka tedâviye ihtiyaçları vardır.

‘Ötekileştirme’ olarak adlandırılabilecek ön yargılı ve bilgiye dayanmayan bu düşünceler sebebiyle Türkiye enerjisini yanlış yerlerde tüketmektedir. Birlik ve berâberliğimizin oluşması, dolayıysa daha yüksek bir güce erişmemiz zorlaşmaktadır. Bu zararlı ortamın devam etmemesi arzularına katkıda bulunmak vatanını-milletini seven her Türk’ün vazifesi olmalıdır. Ümit ediyorum ki bu vazifeyi benimseyenlerle sağlanacak yeni açılımlar, ülkemizin sosyal barışına katkıda bulunacak, ‘ötekileştirme’ olarak adlandırılabilecek zararlı çalışmalar en aza indirilebilecektir.

Atatürk

Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk 10 Kasım 1938’de hayata gözlerini yumarken geride bıraktığı en büyük miras ilelebet payidar kalacak olan Türkiye Cumhuriyeti’dir.

Büyük önder Atatürk, hayatı boyunca milletimizin bağımsız bir şekilde yaşaması için çalışmış; insan hak ve hürriyetlerinin tam olarak uygulanmasını hedeflemiştir. Din ve vicdan hürriyetine büyük önem veren Atatürk bir konumşasında; ‘Her insan istediğini düşünmek, istediğine inanmak, bağlı olduğu dinin gereklerini yapmak veya yapmamak, hattâ herhangi bir inanca sâhip olmamak hak ve hürriyetine sâhiptir.’ demiştir.

Atatürk, lâikliği dinsizlik olarak görmek isteyenlere; ‘Lâiklik asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle (üfürükçülükle) mücâdele kapısını açtığı için gerçek dindarlığın gelişmesi imkânını sağlamıştır. Lâikliği dinsizlikle karıştırmak isteyenler, ilerleme ve canlılığın düşmanlarıdır...’ diyerek karşılık vermiştir.

Dinî inançların sömürülmesine şiddetle karşı çıkan Atatürk, bu alandaki hizmetlerin sağlıklı bir şekilde devam ettirilmesine de önem vermiştir. Bu maksatla İslamiyet’in ana kaynaklarından öğretilmesi çalışmalarıyla yakından ilgilenmiştir.

Atatürk İslam dininde ruhbanlığın olmadığını ve insanların eşit olduğunu vurgulamıştır. O, İslam dinini son ve mükemmel din olarak nitelendirmiş, O’nun tamamen akla ve mantığa uygun olduğunu belirtmiştir.

Bilinmelidir ki mahalle aralarında yuvalanan hacı, hoca, şıh, şeyh, efendi gibi lakaplarla anılan fırsatçılar, gençlerimizi zehirlemekte, İndirilmiş İslâmiyet’i değil uydurulmuş İslâmiyet’i ‘din’ olarak kabul ettirmeye çalışmaktadırlar.

Mustafa Kemal Atatürk, Osmanlı ilim ve kültürünün hâkim olduğu bir çağ ve coğrafyada doğup büyümüştür. İçinde büyüdüğü kültürü özümsemiş, çağın ilmî ve teknolojik gelişmelerini yakından tâkip etmiş, toplumun kahir ekseriyetinin mensup olduğu İslam dini hakkında da detaylı denilebilecek seviyede bilgi sâhibi olmuştur.

Atatürk, iyi bir komutan, iyi bir devlet adamı olması yanında, araştıran, inceleyen ve çağındaki ilmî gelişmeleri yakından takip eden (o dönemin anlatımıyla) münevver bir insandır. Okuyup incelediği kitaplar arasında başta Kur’ân ve hadis kaynakları olmak üzere İslam’la ilgili eserler de önemli bir yekûn tutmaktadır. Onun Kur’ân’ı Kerîm’e olan ilgisi yanında Hz. Peygambere olan hayranlığı bilinen bir gerçektir.

Cumhuriyetle birlikte, kendisine hedef olarak seçtiği, ülkeyi çağdaş medeniyet seviyesine ulaştırmak için azamî gayreti gösterirken de, dine ve din hizmetlerine olan ihtiyâcı göz ardı etmediğini görüyoruz.

Cumhuriyetin ilk kurumlarından biri olarak Diyânet İşleri Başkanlığı’nın kuruluşu sırasında ve yine TBMM tarafından özel tahsisat ayrılmak suretiyle Kur’ân tefsiri ve hadis tercümeleri yaptırma kararı alınmıştır. Bu işler yapılırken Atatürk’ün Cumhurbaşkanlığı makamında oturduğunu hatırlarsak konu daha iyi anlaşılacaktır.

Atatürk’ün dinle ilgili görüşleri

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, dini; ‘Herkesin vicdanına kalmış bir iş…’ olarak târif ettikten sonra hiç kimsenin bir din veya mezhebi kabul etmesi için zorlanamayacağını belirtmiştir. Bununla birlikte dinin ‘lüzumlu bir müessese’ olduğuna ve ‘dinsiz milletin devamına imkân bulunmadığına’ işâret etmiştir.

Atatürk, birçok konuşmasında İslâm dininin en son ve en mükemmel bir din olduğunu bildirmiştir.

İslâm dininin Türk milletinin yüksekliği ve değerlerine bağlılığıyla daha iyi örtüşebilmesini sağlamak için Kur’ân tefsiri ve meâlinin hazırlatılmasına imkân sağlamıştır. Atatürk, din ile dil gibi iki fazileti hiçbir kuvvetin milletimizin kalp ve vicdanından çekip alamadığına dikkatleri çekmiştir.

Atatürk’ün Hz. Muhammed tasavvuru

Atatürk her fırsatta dinin lüzumundan, İslâm’ın en mâkul ve en son din olduğundan, Kurân-ı Kerîm’in en mükemmel kitap olduğundan bahsetmiş, Hz Peygamber’in şânının yüceliğini dile getirmiş, gerçek din âlimlerini ve onların hizmetlerini takdirle anmıştır. O’nun, Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) hakkındaki düşünce ve tasavvurlarını ortaya koyan sözlerinden bazıları şöyledir:

* ‘O, Allah’ın birinci ve en büyük kuludur. O’nun izinde bugün milyarlarca insan yürüyor. Benim, senin adın silinir, fakat o, kıyâmete kadar o, kıyamete kadar saygı ile anılır.’

* ‘Hz. Muhammed’in bir avuç imanlı Müslüman’la mahşer gibi kalabalık ve alabildiğine zengin Kureyş ordusuna karşı Bedir Meydan Muharebesi’nde kazandığı zafer, fânî insanların kârı değildir. O’nun peygamberliğinin en kuvvetli delili işte bu savaştır.’

* Allah, kulları gereken olgunluk noktasında ulaşıncaya kadar içlerinden vasıtalarla dahi kullarıyla ilgilenmeyi Tanrı olmanın gereği saymıştır. Onlara Hz. Âdem Aleyhisselam’dan itibâren bilinen veya bilinmeyen sayısız denecek kadar çok nebiler, peygamberler ve elçiler göndermiştir. Son ve em kâlim Peygamber Hz. Muhammed’dir.

Hiç kimsenin şüphesi olmasın! Atatürk’ün Allah ve Peygamber hakkındaki düşünceleri inanmış bir insanın düşünceleridir.

KAYNAKÇA:

-Mustafa Kemal Paşa’nın 7 Şubat 1923 târihinde Balıkesir’deki Zağnos Paşa Camii’nde irat etiği hutbe.

-Gazeteci yazar Sâdi Borak’ın Târih Dünyası Dergisi’nin 15 Haziran 1965 tarihli 7. Sayısının 213. Sayfasında yer alan yazısı.

-Prof. Dr. İsmail Yakıt’ın ‘Atatürk ve Din’ isimli kitabı. Ötüken Neşriyat, İstanbul 2018

-Prof. Dr. Ali Sarıkoyuncu’nun ‘Atatürk, Din ve Din Adamları’ isimli kitabı. Türkiye Diyânet Vakfı Yayınları, Ankara 2007

-Yrd. Doç. Dr. Abdurrahman Kasapoğlu’nun ‘Atatürk’ün Kur’ân Kültürü’ isimli eseri. İlgi yayınları, İstanbul, 2006

#10Kasım #söyleşimakale #ünlükişiler

50 görüntüleme

© 2023 by Name of Site. Proudly created with Wix.com