• Aslı Akyüz

Psikanalizde Bilinçdışından Düşlere

En son güncellendiği tarih: Ağu 5

Düşler, bilinçdışına geçiş sağlayan koridorun en önemli kapısını açarlar. Freud’un ifadesiyle, düşler, bilinçdışının tanınmasına giden “kral yolunu” oluşturmaktadırlar. Analizanın seanslara getirdiği düşlerle çalışmak, adeta geceler boyu onun yazdığı, çeşitli rollere girilip çıkılan sayısız tiyatro sahnesini seyretmek gibidir.


Edward Hopper’ın tabloları film karelerini anımsatırlar. Onlar da adeta düşlerimiz gibidirler. Hopper’ın tablolarına bakan için, kapıların önūnde ayakta duran şapkalı kadınlar, odasındaki yataǧın ūzerinde oturmuş pencereden dışarıya bakarak derin dūşūncelere dalmış insanlar, barda tek başına oturan arkası dönūk gizemli bir adam… Hem çok tanıdık hem de çok yabancı gelebilecek kareler ve insanlar... En önemlisi de, sanki tablonun renklerini, canlılığını daha da belirginleştiren çerçevesi sayesinde o tablonun göründüğü şekliyle sabit durabildiği hissini deneyimlersiniz. Hatta dışarıdan içeriye bakarken, hem sadece dışarıdan bakıyormuş hissi yaşar, hem de içerdeki mekânda olduğunuz hissini yaşarsınız.


Psikanalitik tedavide düşleriyle çalışanlara, düşlerini çalışırken kendine baktığını deneyimleyenlere, tanıdık gelecektir bu satırlar. Psikanalize göre, düşler ve düşlerdeki karakterler ve olaylar da, düşü görene hem yabancı hem de tanıdıktır… Yabancılığı, belki de dayattığı tedirginliği, düş görenin, sanki hiçbir bilgisi olmadan ortaya çıkıvermiş gibi deneyimlenen, düşlerdeki simgelerle ilk karşılaşma anının yaşattıklarıyla ilintilidir. Daha sonra ise, bu simgeleri ve barındıkları anlamı düşünmek için seanslara getirilen düşler üzerine konuşmak, kısacası düşü sözden geçirmek gerekir. İlerleyen bölümlerde tekrar geri döneceğimiz gibi, psikanalizde düş görenin, esas olarak kendi çağrışımlarını kullanarak, onlar üzerine yaptığı yorumlarla, düş simgelerinin aslında çok da tanıdık olduğu farkedilir. Benzer şekilde, Winnicott da 1971 yılında ele aldığı Oyun ve Gerçeklik isimli eserinde oyun oynama kapasitesi ve onun sembolik anlamlarından bahsetmiş ve birazdan ayrıntıyla üzerinde duracağımız şekliyle bunların rüya görme işleviyle ilişkisini anlatmıştır. [1] Örnek olarak, Winnicott’a göre “kucaklama” (holding) doğumdan itibaren bebeğin maruz kaldığı endişe verici yaşantılar karşısında korunmasına ve desteklenmesine denk düşer. Kucaklamanın yeterli ve düzenli olması, bebeğin varoluşunun sürekliliğini hissetmesine ve dolayısıyla da olgunlaşmasına katkıda bulunur. Winnicott, bu kavramla, içsel dünyamız yani ruhsal gerçekliğin dünyası olan öznel dünya ile dışsal gerçekliğin dünyası arasında konumlanan bir ara bölgeyi tanımlamıştır. Winnicott bu kavramı tanımlarken, bu içsel bölgenin içteki oyunu sahneye koyma kapasitesini temsil ettiğini anlatmıştır. Kısacası, uykuya kendini bırakabilme kapasitesi ve düş görerek içsel alanda olanlara bakabilme kapasitesinin gelişebilmesinin de, yine ruhsal olarak sarıp sarmalanmışlığın getireceği güvenlik hissini kişinin deneyimleyebilmesine bağlı olduğu düşünülebilir.


Düşlerle çalışmak, 1900 yılında yayınlanmış olan Düş Yorumu isimli yapıtında Freud’un ifadesiyle kendisinin keşiflerinin en değerlisidir.[2]Amerikan gündelik yaşamının tuvale yansıdığı Hopper’ın tablolarına bakarmış gibi, psikanalizde düşlerle çalışırken de, onların düş görene yaşattığı anlamlara, yabancılık belki de tedirginlik ve tanıdıklık hissi yaşatan işleyişin yapısına, ve en önemlisi tabloyu görebilmek için ihtiyaç duyulan sabit bir çerçevenin, psikanalitik tedavide rüyaların tutulması için ne tür bir ihtiyaç olduğuna bakalım. Belki de burada her şeyden önce, hem çok tanıdık hem çok yabancı olan psikanalizin ne olduğuna sonra da düşün psikanalizde nasıl çalışıldığına bakmak önemli olacaktır.


Psikanaliz


Temel bir soruyu tekrar sorarak en baştan başlamak gerekli olabilir. Psikanaliz nedir? Psikanaliz yaşantılanan bir deneyim olması sebebiyledir ki, söze dökülmesi, açıklanması çok zor hatta imkânsızdır. Örnek olarak, düşler, analizanın mücadele ettiği iç dünyasındaki gerginlikleri işaret eder, iç dünyasındaki işleyişi gösterir ve hastanın geçmişini aydınlatır.


Freud’un 1922’de Psikanalize Giriş Konferansları yapıtında hayali bir topluluğa seslenerek “Baylar... Sözlerime itiraz edeceksiniz…” [3] dediğini de hatırlayarak, psikanalizin kişinin nasıl ulaşabileceğini bilmediği parçalarına işaret ettiği vurgulanmalıdır. Kişinin kendisine bile gizli olan yaşantıyı sözden geçirmek zordur. Bunun yanında, bu sayfalarda, sözün ulaşabileceği yere kadar, psikanalitik tedavinin, kişinin geçmişiyle nasıl ilişki kurduğuna, duygularıyla, düşünceleriyle, hayalleriyle, fantezileriyle kısacası kendisiyle nasıl ilişki kurduğuna dair çok anlamlı bir yolu aydınlattığını işaret etmek önemlidir.


Psikanalize ilk defa başvuran kişiler anlaşılır şekilde başta kaygılı görünürlerken, zaman içinde genelde süreci çok doğal bir şekilde görmeye başlarlar. Pek çok kişi için psikanaliz, birinin aklına gelen her şeyi söylediği ve ötekinin her daim taze merakıyla konuşan veya susan diğerini özel bir şekilde dinlediği bir terapötik süreçtir. Freud analitik çiftten birini serbestçe konuşan, diğerini de serbestleşmiş dikkatle dinleyen ve sonra yorumlayan olarak ikiye ayırmıştır. Analizde ilerleyen zaman içinde serbestçe konuşan kişinin hikâyesinin parçaları daha belirgin hale gelir. Peki, bu hikâyenin parçaları nasıl bir yapının içindedir?


Bilinç ve Bilinçdışı


Çok karmaşık olan ve bilinçdışındaki yoğun çalışmanın görünümlerinden biri olan düşler üzerine düşünmeye, burada biraz ara verip, bilinçdışının anlamlarıyla ilgili bir parantez açmak önemlidir. Kişiler, genelde bilinç düzeyinde kendileriyle ilgili bir şeyleri bilirler. Bunlar, iyi veya kötü dile getirebildiğimiz ve karşımızdakine gösterebildiğimiz düşüncelerimiz, duyumlarımız ve algılarımızdır. Peki ya bilinçdışı olanlar?. Psikanalitik anlamda bilinçdışı kavramı, kişi için örnek olarak kaygı uyandıran bir beklentisini anlamsız, yersiz, boş bulmadan kavramamıza meydan verecektir. Her an canlı olan bir bilinçdışı olduğunu akılda tutarsak, rahatsızlığın nereden geldiğini, nasıl oluştuğunu bilmesek bile, ele avuca gelmez bir şekilde tüm ruhsallığını kavradığımızı hissedebiliriz. Bilinçdışı unsurlar, varlıklarının işaretlerini doğrudan göremediğimiz parçalarımızdır. Uygulamada bizim için en önemli olan, her an canlı, hareketli olan parçadır bilinçdışı. Mistik değildir, aksine, devamlı olarak şimdiki yaşantılarımızın üzerine düşen gölgeleriyle varlığını hissettiğimizdir.


Bu noktada psikanalitik kuramın temel varsayımlardan birini vurgulamakta fayda var. Bu varsayıma göre, davranışları, duyguları, düşünceleri ve eylemleri içeren tüm ruhsal olaylar, rastgele değil, önceki olaylardan etkilenmektedir.. Diğer bir ifadeyle, her ruhsal olay, kendisinin öncülü olan bir başka olayla etkileşimdedir. Burada parantez açıp vurgulanması gereken şudur: geçmişle kurulan bağ canlıdır ve mutlaka hareketlidir. Bireyin şimdi yaşadıklarını etkilese de, şimdiyi asla tamamen belirlemez. Geçmiş, sonsuza dek sabitlenmiş anılarda tüketilemez ya da dondurulamaz. Kısacası, geçmiş, bugünkü zorlukların doğrudan sebebi olmasa da, mutlaka beklenmedik biçimde şimdi yaşananlara renk verir, kokusuna siner, sesinin tınısını değiştirir.

Şimdi de sıra diğer düş görenlerde…Psikanaliz aracılığıyla canlanan ruhsallıkların nice düşlere ev sahipliği yaptığını deneyimlemek için vakit kaybetmeden yola düşmeli...


HANDE KILINÇ KUNT: Klinik Psikolog, aday Psikanalist. Uluslararası Psikanaliz Birliği (IPA) denetiminde ve İstanbul Psikanaliz Derneği (IPD) çatısı altında psikanaliz eğitimine devam etmektedir. İstanbul’da serbest çalışmaktadır. Aynı zamanda, Yeditepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü Yarı Zamanlı Öğretim Görevlisidir. IPD bünyesinde yer alan Psikanaliz ve Müzik Komitesi ile birlikte psikanalizin müzikle buluşmasına aracı olan Müzik ve Psikanaliz Sempozyumlarının düzenlenmesinde rol almaktadır. Psikanaliz alanında çeşitli makale ve konferans sunumları vardır.



[1] D. Winnicott, Playing and Reality, Tavistock Publications, London, 1971, s. 100 [2] S. Freud, Düşlerin Yorumu I., İngilizce’den çeviren E. Kapkın, İstanbul, 1900. [3] S. Freud, Introductory lectures on psychoanalysis. Trans. Joan Riviere. London: Allen, 1922


174 görüntüleme

© 2023 by Name of Site. Proudly created with Wix.com