top of page

Antandros Antik Kenti, Altınoluk Yerleşimi ve Antandros Yangını


Antandros Antik Kenti, Altınoluk Yerleşimi ve Antandros Yangını

 

Erol Kuntsal

 

Kara yolu ile Çanakkale’den İzmir’e giderken, antik dönemde adı İda Dağı olan Kaz Dağı’nın güneyinden eşsiz bir manzara seyrederek deniz seviyesine inerseniz, Edremit Körfezi’nin kuzey kıyısındaki Küçükkuyu, ardından Altınoluk yerleşimine kadar gelirsiniz. Altınoluk’un doğusunda, denize kadar inen 215 m rakımlı Kaletaşı Tepesi’nin batı yamacından denize kadar inen, antik dönemdeki adı Antandros olan bir yerleşim kalıntısı bulunur. Çanakkale-Edremit karayolu, Antandros Antik Kenti’nin üzerinden geçer.

 


(1) Bölgenin havadan fotoğrafı.

 

Antandros ve Altınoluk Yangını

29 Temmuz 2026 günü Antandros Antik Kenti çevresinde başlayan orman yangını gün boyu sürdü ve tüm Altınoluk yerleşimi yoğun bir duman altında kaldı. Tedbir olarak şehrin elektriği kesildi. Suyun da kesilmesi gündeme geldi. Zeytin ağaçları başta olmak üzere binlerce ağaç yandı. Havadan ve karadan yapılan söndürme çalışmaları ile ancak ertesi sabah sona erdi. Antik yerleşim henüz toprak altında olduğu için muhtemelen yangından zarar görmedi. Kazı yapılan Yamaç Ev’de ve Nekropol (mezarlık) bölgesinde de hasar olmadığı görülüyor. Yangının çıkış nedeni hakkında bir açıklamaya rastlamadım. Yangına yakın yerlerde oturanlar on gün sonra bile balkonlarının rüzgarın getirdiği kül ile kaplandığını söylüyorlar. 

Bu orman yangını vesilesi ile Antandros antik yerleşimini, bölgenin tarihini ve kazı sonuçlarını sizlerle paylaşmaya karar verdim.

 


(2) Fotoğraf antik yerleşimin bulunduğu Kaletaşı Tepesi’nde başlayan ve rüzgarın etkisi ile süratle çevreye yayılan yangının ilk dakikalarına ait.

 


(3) Denizden Kaletaşı Tepesi ve sol tarafta Antandros’un Nekropol alanı. 

 

Antandros’un ve Bölgenin Tarihi

Antik yazarlara göre Troya Savaşı'nı da içine alan Antandros tarihi MÖ 13. yüzyıldan başlar, MS 18. yüzyılda yeniden keşfedilişine ve 2000'lerde başlayan ilk bilimsel çalışmalara kadar devam eder. Antik yazar Vergilius (MÖ 70-19), Roma İmparatorluğu’nun destanı olarak kabul edilen Aeneas adlı eserinde MÖ 1200′lerde Akalar ile Troyalılar arasındaki savaşta yıkılan Troya kentinden kaçan Aeneas ve savaşçılarının, İda Dağı eteklerindeki Antandros’ta donanma kurduklarını yazar. Roma İmparatorluğu’nun kurucusu kabul edilen Romus ve Romulus’un dedesi olan Aeneas, “Fırtına Gemisi” (The Tempest) adlı mitolojik gemisi ile Antandros’tan hareket ederek İtalya’nın Castro kentine gider. 

 


(4) Troya’dan kaçan Aeneas ve savaşçılarının İda Dağı keresteleri ile Altınoluk’da imal edip Altınoluk’tan Roma’ya kadar olan yolculukta kullandıkları gemilerden birinin, Altınoluk merkez parkında sergilenen prototipi.

 

Son yıllarda, Roma İmparatorluğunun kurulmasına neden olan mitolojik yolculuğun, aynı şartlarda tekrar yapılması için hazırlanan proje Avrupa Birliği tarafından kabul edildi, ancak maddi sebeplerle gerçekleşemedi.

 


(5) MÖ 1200′lerde Troya’dan kaçan, Roma İmparatorluğu’nun kurucusu kabul edilen Romus ve Romulus’un dedesi Aeneas ve savaşçılarının “Fırtına Gemisi” adlı mitolojik gemi ile Antandros’tan Roma’ya kadar yaptıkları yolculuk.

 

Antik yazar Herodot (MÖ 484-425), Pers Kralı’in I. Serhas’ın (Kserkses) (MÖ 565-418), MÖ 483’de Yunanistan’a yapacağı seferin hazırlıklarını ve izlediği güzergahı anlatırken, ordunun Antandros’u geçerek İda Dağı eteklerinde (muhtemelen Küçükkuyu çevresinde) konakladığını, gece çok şiddetli bir fırtına olduğunu, yıldırımlar düştüğünü, önemli kayıplar verildiğini yazar.

Antik yazar Strabon (MÖ 64-MS 24), Geographica adlı kitabında, antik yazarlardan Alkaios’un (MÖ 620-560), Antandros’dan bahsettiğini yazar ve kentin coğrafyası hakkında bilgi verir. Kitabın 1620 tarihli basımında bölge Adramytteion Körfezi adıyla anılıyor. Şimdiki adı Edremit’e ne kadar benziyor, değil mi? Körfezde İda Dağı kerestelerinin pazarlandığı Aspaneus ve Atinalılar tarafından kolonize edilen bir liman ve deniz üssü olan Adramytteion kenti yer alıyordu.

Körfezin kuzeyinde Antandros, daha kuzeyinde Troya kralı Priamos’un oğlu Paris’in; Athena, Hera ve Aphrodite arasındaki güzellik yarışması için hakemlik yaptığı söylenen Aleksandreia Dağı bulunuyor.

Kafkas halklarından olan savaşçı Kimmerler, daha da savaşçı İskit baskısı sonucu Kafkasya’yı aşarak MÖ 8. yüzyıl sonunda Doğu Anadolu’ya geldiler. Önce Urartularla karşılaştılar, ardından Asurlularla savaştılar ve Kapadokya’yı ele geçirdiler, MÖ 696’da Friglere saldırdılar ve Frig kralı Midas’ın ölümüne neden oldular. Ardından Lydia Devleti’ne saldırdılar. Bir bölümü Antandros’a yerleşti. Kimmerlerin Antandros işgaline MÖ 570’de Lydia kralı Alyattes’in oğlu Kroisos son verdi. MÖ 508’de Pers Kralı Darius’un komutanlarından Otanes tarafından ele geçirilen kent, tüm Anadolu gibi Pers egemenliğine girdi.

Antik kaynaklarda kentin adı Atina ile Sparta arasındaki Peloponnez Savaşları’nda (MÖ 431-404) sıkça geçiyor. Savaşın ilk evresinde Lesbos adasını (Midilli) ve buradaki Mytilene kentini ele geçiren Atinalılar, kent halkının bir kısmını sürgüne gönderdiler. Sürülenler, yanlarına paralı askerler alarak Antandros’u ele geçirdiler.

Antandros’un, İda Dağı’na yakın olması ve gemi yapımında kullanılan malzemelerin bol olmasından faydalanarak gemi yapacak, Lesbos’a saldırıp geri aldıktan sonra karşı kıyıdaki diğer kentleri de ele geçireceklerdi. Ancak Atina donanması, müttefikleri ile birlikte Antandros’u geri aldı ve kent Attika-Delos Deniz Birliği’ne girdi.

Attika-Delos Deniz Birliği, MÖ 478-477’de Atina liderliğinde kurulan, Ege Adaları ile Batı Anadolu'daki Yunan kentlerini Pers tehdidine karşı bir araya getiren askeri ve siyasi bir ittifaktı. Birliğe üye kentlerin ödedikleri vergilerin yılı ve miktarı yazılan listelerde, Antandros adı ilk kez MÖ 425’de, ikinci kez MÖ 421’de görülüyor. Bu tarihten sonra vergi listelerinde  Antandros adı yok. Demek ki artık bu vergiyi vermiyorlar.

Kent, MÖ 410’da Perslerin denetimi altına girdi. Perslerin, MÖ 410-408’de Antandros’ta bir garnizonları vardı. 

Antik tarihçi Ksenophon’a göre (MÖ 431-354), Pers satrapı (bölge valisi), Peloponnez birliklerine ve müttefiklerine, savaşta kaybettikleri gemilerin yerine yenilerini yapmaları için para verip Antandros’a gönderdi. Gemilerin yapımı sırasında Sirakusalılar, Antandros halkı ile işbirliği yapıp yıkılan surları onarmaya yardım ettiler, nöbetlerdeki gayretleri ile takdirlerini kazandılar. Bu davranışları sonunda Antandroslular, onlara vatandaşlık verdiler.

MÖ 4. yüzyılda Büyük İskender’in Anadolu’yu ele geçirmesiyle beraber, Pers kontrolündeki Antandros özgürlüğüne kavuştu ve yeniden sikke basmaya başladı. Sikke basmak, kentin özgürlüğünün bir işaretiydi.

Antandros, MÖ 189’da Pergamon Kralı II. Eumenes ile Suriye kralı III. Antiokhos arasındaki Magnesia Savaşı sonrası, Pergamon Krallığı denetimine girdi.

Roma’nın Anadolu’ya girmesinden sonra Roma egemenliğine giren Antandros, Hristiyanlık döneminde piskoposluk merkezi oldu.

Orta Çağ'daki Arap akınlarından kaçan halk bugünkü adı Şahin Kale olan surla çevrili, sarp kayalık üzerine taşındı. Yerleşim 16. yüzyılda, bugünkü Altınoluk beldesinde eski köy bölgesine taşındı ve Papazlık adını aldı.

 

İzleri Kaybolan Yerleşimin Yeniden Bulunması

Antandros Antik Kenti’nin bulunması için araştırmalar, 1842’de Heinrich Kiepert’in, Avcılar Köyü camisi duvarında Antandros adının geçtiği yazıtı bulmasıyla başladı. Bu yazıta dayanarak yeri yaklaşık olarak tespit etti. 1888’de geri döndü. Antandros adının geçtiği ikinci bir yazıtı ve Antandros sikkelerini gördü, önceki saptamasının doğru olduğunu anladı. Bugünkü adı Kaletaşı olan tepede yerleşimi doğrulayacak mermer ve seramik parçaları buldu. Tepenin 215 m yüksekliği olduğunu hesapladı.

 


(6) Heinrich Kiepert (1818-1899)

 

Kiepert’ten sekiz yıl sonra Walter Judeich, tepede incelemeler yapıp, şehri aşağı ve yukarı kent olarak ikiye ayırdı. Antandros’u çok büyük olmayan bir şehir olarak niteledi.

 


(7) Walter Judeich (1858-1942).

 

Troya’yı kazan, bulduğu hazineyi yurt dışına kaçıran Schliemann da 1881’de aynı yoldan geçti, Kiepert’in bulduğu yazıtı gördü, bir antik kentin varlığını saptadı ve köylülerin civarda gümüş sikkeler bulması dikkatini çekti. Ama o Troya hazinesinin peşinde olduğu için Antantros ile pek ilgilenmedi.

 


(8) Heinrich Schliemann (1822-1890).

 

1911’de Leaf, tepenin batısındaki bir mezarın açıldığını, bir rahibe için dikilen, sonra ikinci kez kullanılan bir heykel altlığı gördü. Buna dayanarak, nekropol’ün tepenin batısında, garnizonun tepede, ticaret merkezi ve limanın doğuda olduğunu düşündü.

John Manuel Cook (1910–1994), 1959 ve 1968’de yaptığı incelemelerde tepenin doğu yamacında herhangi bir buluntu olmadığını, asıl yerleşimin batı yamacında olması gerektiğini söyledi.

Bugünlerde şehrin bulunduğu Kaletaşı Tepesi, denize doğru eğim ile sona eriyor. Asfalt yol, tepenin eteği kesilerek yapıldı. Bundan önce ulaşım, deniz ile tepe arasındaki dar bir yerden yapılıyordu. Antik yerleşimin olduğu Kaletaşı Tepesi’nin batı sahilinin imara açılması ile 1989’da başlayan temel kazılarında bazı mezarlar bulundu ve 1991’de kurtarma kazıları başladı. Bu alanın MÖ 7-2. yüzyıllar arasında nekropol olarak kullanıldığı anlaşıldı ve kazılar aralıklarla devam etti, 1995’de kazılara son verildi.

2000 yılında Ege Üniversitesi Arkeoloji Bölümü, Klasik Arkeoloji Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Gürcan Polat başkanlığında bir ekip yüzey araştırması yaptı ve Kaletaşı Tepesi’nde sur ile çevrili bir yerleşimin varlığını saptadı. Çam ve zeytin ağaçları ile kaplı tepenin batı yamacındaki yüzey araştırmasında, bu alanın en az MÖ 6. yüzyıldan başlayıp Bizans dönemi boyunca da iskân edildiği anlaşıldı. Yerleşimin gelişmiş bir su ve kanalizasyon sistemi bulunduğu görüldü.

2001-2006 yılları arasında, Ege Üniversitesi Arkeoloji Bölümü, Balıkesir Müzesi ve Altınoluk Belediyesi’nin ortak çalışmalarıyla süren kazılar, 2007’de Prof. Gürcan Polat başkanlığında akademik bir kazıya dönüştü. Gerekli kaynakların bulunması ile kazıların hızlanacağı ve bölgeye önemli bir turizm değeri kazandıracağı bir gerçek.

 

Kazı Alanı ve Buluntular

Yamaç Ev: En önemli bölüm “Yamaç Ev” olarak adlandırılan Roma villası. 2001’de başlanan kazılarda 19 bölümü ortaya çıkarılan villa, 1100 m² alanı kaplıyor. Denize bakan yamaçta ve klasik Roma ev tipinden farklı olarak, “sıralı ev” tarzında yapılmış. Yan yana dizilen altı oda, mutfak, teras ve bir hamamdan oluşuyor. Özellikle taban mozaikleri ve freskleri dikkat çekici. Villanın MS 3. yüzyılda inşa edildiği, MS 6-7. yüzyıla kadar tadilatlarla kullanıldığı anlaşıldı.

 


(9) Roma Villası’nın bir odası.

 

Nekropol (Mezarlık): Kaletaşı Tepesi’nin yaklaşık 400 m batısında, deniz ile tepe arasındaki yamaç ve düzlükte. MÖ 7. yüzyıldan Helenistik Dönem sonuna kadar kesintisiz şekilde kullanıldığı anlaşılıyor. Bugün üzerinde bir yazlık site bulunan bölümde 2001’den beri devam eden kazılar yoğun gömü nedeniyle genişletildi ve bugüne kadar 412 mezar saptandı. Nekropol, kuzeyindeki tepeden erozyonla gelen toprakla kaplı ve henüz tam planı çıkarılamadı. MS 4. yüzyılda bu alanın yerleşim alanına dönüştüğü anlaşılıyor.

Arkaik dönemde 7 yaşından küçük çocuk mezarlarının aksine, yetişkin mezarlarında kremasyon (yakma) uygulandığı görülüyor. Bazı mezarlarda, topraktaki yanık tabakası, bireyin gömüldüğü yerde yakıldığını kanıtlamakta. Bir kısmı ise, başka yerde yakılıp, kalan kemikler toprak bir küp içine konularak gömülmüş. Mezarlarda genellikle bronz hediyeler bulunurken, çocuk mezarlarında, aralarında aşık kemikleri de bulunan (Anadolu’da çocukların oyun için kullandığı, koyunun diz kemiği) zengin hediyelere rastlanmış.

İlk lahit kullanımı, yetişkinlerin yakılarak gömülmediği MÖ 6. yüzyılda başlıyor. Bu yüzyıla ait pişmiş toprak lahitler bulundu. Bu lahitler, muhtemelen o dönemde lahit imalatı yapılan Klazomenai’den (İzmir’in 38 km batısında bugünkü Urla’dan) getirilmiş. Erişkin erkeğe ait hediyenin lahit dışına bırakılması Klazomenai’de yaygın bir uygulama. MÖ 5. yüzyılda pişmiş toprak lahitlerin yerini, tufa taşından (kireç taşı) yapılmış, kapaklı taş lahitler alıyor. MÖ 5. yüzyıla ait lahitlerde çoklu gömüler var.

MS 2. yüzyıla ait yalnızca bir mezarda birey doğu-batı yönünde yatırılmış. Bizans Dönemi mezarlardan birinde ise kadın bireyin başı batıya gelecek şekilde batı-doğu yönünde yatırılmış.

Antandros nekropolü, Batı Anadolu’daki en önemli nekropol. Kazılar, antik dönem ve sonrasındaki medeniyetler ve gelenekleri konusunda zengin bilgilere ulaşmamızı sağlıyor.

 


(10) Nekropol kazıları.

 

Diğer kazılar: Sur bölgesi, Roma evi bölgesi, yol üstü, dere boyu, yol altı ve su altı kazıları devam ediyor.

Buluntuların sergilendiği müzeler: Eserler, Balıkesir Kuvayı Milliye Müzesi’nde ve Bursa Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor. Umarım bir gün Altınoluk’ta bir müze açılır ve bulunanlar ait oldukları yerde sergilenir.

 

Kazıların Son Durumu

Kazılar, okulların tatil olduğu Temmuz ve Ağustos aylarında, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü talebeleri ve öğretim üyelerince yapılıyor. Eğer bu aylarda bir gün yolunuz bölgeye düşerse, kazıları görmek için muhakkak ziyaret edin. Sizi pırıl pırıl arkeolog adayı öğrenciler, arkeologlar ve öğretim üyeleri karşılayacak, sorularınıza içtenlikle cevap vereceklerdir. Altınoluk’un o mevsimdeki sıcağında, yerlerde ve toz toprak içinde, iğneyle kuyu kazarcasına kazı yapan bu gençleri gördükçe gurur duyacaksınız. Yorgunluklarını gidermek için yanınızda biraz meyve veya meşrubat götürürseniz bilin ki makbule geçecektir. Belki siz oradayken bir sikke, bir vazo veya başka bir obje bulacaklardır. Bu heyecanı ve mutlu koşuşturmayı görün ve “Böyle gençlerimiz de var” diyerek umut tazeleyin. Belki öğle tatilinde bir çardağın altında kendi hazırladıkları köfteyi ve salatayı yerken, gazete kâğıdı kaplı masalarına sizi de buyur ederler. 

 

Seçilmiş Kaynaklar

 

Aksoy, M. Hıfzı, Geçmişten Günümüze Altınoluk, Balıkesir, 1998.

Antandros Antik Kenti Kazıları 2000-2015, Edremit Ticaret Odası Kültür Yayınları.

 

 

 

 

 

 
 
 

Yorumlar


bottom of page