Ömer Fahreddin Türkkaya Paşa
- Erol Kuntsal
- 2 gün önce
- 6 dakikada okunur
Erol Kuntsal
1950’li yıllarda, bugün Konaklar Mahallesi’nin oluşturan 4. Levent semti kurulurken, sokaklara çiçek ve ağaç isimleri verilmişti. Bu durum, 2021 yılında Akağaç Sokak adının Zeki Müren Sokağı olarak değiştirilmesi dışında hiç bozulmadan devam etti. Değişiklik, hiçbir tepki ile karşılaşmadı, aksine o sokakta yıllarca ikamet eden sanatçıya bir kadirşinaslık olarak algılandı.
30 Aralık 2023 günü Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, sosyal medya hesabından açıklama yaparak Suudi Arabistan İstanbul Başkonsolosluğu'nun bulunduğu Akasyalı Sokak adının değiştirileceğini duyurdu. Akpolat açıklamasında, “I. Dünya Savaşı'nda zor koşullarda Medine'yi ve kutsal topraklarımızı iki yıl yedi ay başarıyla savunan vatansever Çöl Kaplanı Fahreddin Paşa'nın adını, Belediye Meclisimize sunacağımız önerge ile, Suudi Arabistan İstanbul Başkonsolosluğu’nun bulunduğu Akasyalı Sokağa vereceğiz. Sokağımızda aynı zamanda Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ve Fahreddin Paşa'nın özel bir görsel alanı olacak" ifadelerini kullandı.

Fotoğraf 1: Eski Akasyalı Sokak, yeni Çöl Kaplanı Fahreddin Paşa Sokağı. (4. Levent Migros mağazasının bulunduğu sokak) (Erol Kuntsal arşivi)
Bu açıklamadan kısa bir süre önce Galatasaray ile Fenerbahçe arasında, Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da oynanması planlanan Süper Kupa Finali, maç öncesi yaşanan kriz nedeniyle ileri bir tarihe ertelenmiş ve soğuk rüzgarlar esmişti.
Beş yıl önce 2018’de, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah Bin Zayed’in, sosyal medyada, Medine Müdafaası kahramanı Osmanlı Paşası Fahreddin Türkkan’a hakaret içeren sözler paylaşmasının ardından ilk somut adımı atan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı, ilk Meclis toplantısı kararı ile, BAE’nin Ankara Büyükelçiliği’nin bulunduğu 613. sokağın adını “Fahreddin Paşa Sokağı", aynı sokağın girişindeki 609. caddenin adını da “Medine Müdâfii Caddesi” olarak değiştirildi. Böylece Büyükelçilik, yazışmalarında “Medine Müdâfii Caddesi, Fahreddin Paşa Sokağı” adresini kullanacaktı.
Ömer Fahreddin Türkkaya Paşa (1868-1948) Kimdir?
I. Dünya Savaşı sırasında çıkan Şerif Hüseyin isyanında, zor şartlar altında, Medine'de yönettiği iki yıl yedi ay süren Medine Müdafaası ile tanındı. "Medine Müdâfii", "Çöl Kaplanı", "Türk Kaplanı", "Medine Kahramanı" lakaplarıyla anıldı.
Fahreddin Paşa, Tuna Nehri kıyısındaki Rusçuk'ta doğdu. Babası, Nizam-ı Cedit Ordusunda Topçubaşı Ömer Ağa’nın oğlu, Tuna Vilâyeti Posta ve Telgraf Baş Müdürü Mehmet Nahid Bey’dir. (1833-1914). İstanbul-Cihangir’de doğmuş ve 1897’de Yemen’e sürülmüştür. Annesi, Mohaç Meydan Muharebesi’nin kazanılmasını sağlayan Akıncı Bali Bey (Balioğulları) soyundan Rusçuklu Fatma Adile Hanım’dır. (Öl. 1887).
Ailesi, 93 Harbi'nden sonra İstanbul'a yerleşti. 93 Harbi, Osmanlı Devleti ile Çarlık Rusya’sı arasında 1877-1878 yılları arasında gerçekleşen savaştır. Rumi takvime göre 1293 (Miladi 1877) yılına denk geldiği için bu isimle anılan savaş, Osmanlı'nın ağır yenilgisi ve büyük toprak kayıplarıyla sonuçlandı.
Fahreddin Paşa, öğrenimine Rusçuk’ta başladı, İstanbul’da devam etti. Subay olmaya karar vererek Harp Okulu’nu 1888’de birincilikle bitirdi ve Süvari Teğmeni oldu. Kurmay Okulu’nu da 1891’de çok iyi derece ile bitirdi ve Kurmay Yüzbaşı oldu.

Fotoğraf 2: 1889 tarihli, 21 yaşındaki fotoğrafı.
Erzincan’daki 4. Ordu’da ve Türk-Rus sınırı Tahdit Komisyonu’nda 1903’te üye, 1906’da Yarbay rütbesiyle başkan olarak vazife gördü. Bu görev sırasında 1904’de, piyade taburumuza baskınlar yapan Ermeni Çetelerini bir süvari bölüğü ile Rus topraklarından geçerek çevirdi ve etkisiz hale getirdi. 1908’de 4. Ordu Kurmay Başkan Vekilliği’ne atandı. 1909’da 31 Mart ve 13 Nisan askerî ayaklanması ile Ayvalık’taki Rum ayaklanmasını tahkikle görevli mahkeme başkanlığında, daha sonra İstanbul’da 1. Nizamiye Tümeni Kurmay Başkanlığı’nda bulundu.
1910 yılında Kurmay Albay olarak Tekirdağ 2. Kolordu Kurmay Başkanı oldu, 1911-1912 de Türk-İtalyan Savaşı’na katıldı. 1912-1913 Balkan Savaşı’nda, 31. Tümen Kumandanı iken, Çatalca mevziinde sol kanat taarruzunu yaptı. Bulgar ordusunun geri çekilmesiyle, Ordu Kumandanlığını Enver Paşa’nın yaptığı harekâtta, tümeniyle Edirne’yi geri aldı.
1914 de, I. Dünya Savaşı’na giren Osmanlı İmparatorluğu’nun Suriye Cephesinde, kumanda ettiği 12. Kolordu’yu Halep’e getirdi, aynı yıl general oldu. 1915’de Suriye’deki 4. Ordu Kumandan Vekilliği’ne atandı. Kanal Taarruzu’na hazırlanan 4. Ordu’nun bulunduğu bu bölgede; İngiliz, Fransız ve Rusların ilişki kurdukları Ermeniler ve Osmanlı Devleti’ne bağlı olanların dışındaki Araplar, isyan için hazırlandılar.
II. Abdülhamid devrinde 17 yıl İstanbul’da göz önünde bulundurulan, eşi ve oğulları ile birlikte misafir edilen Şerif Hüseyin, 1908’de maalesef serbest bırakılarak Hicaz’a döndü. İstanbul’dan ayrılırken devleti aldatıp gönüllü toplayacağım diye 60.000 altın alan Şerif Hüseyin ve dört oğlu, bu paralarla topladıkları gönüllüleri devletin aleyhinde hazırladılar. Bir taraftan da Fransız ve bilhassa İngilizlerden hesapsız para ve silah alarak devleti arkadan vurmak için teşkilatlandılar.

Fotoğraf 3: Şerif Hüseyin (1852-1931).
Şerif Hüseyin, 1852 yılında İstanbul'da doğdu. 1908'de II. Abdülhamid tarafından Mekke Şerifi olarak atandı. I. Dünya Savaşı sırasında Arapların bağımsızlığı için ayaklanma başlattı ve İngilizlerden destek gördü. 1916’da bağımsızlığını ilan ederek kendini Hicaz Kralı ilan etti. Arabistanlı Lawrence ile birlikte isyana önderlik etti. 1908-1916 arasında Mekke Şerifi, 1916-1924 arası Hicaz Kralı oldu.

Fotoğraf 4: Fahreddin Türkkan Paşa.
Çanakkale Savaşı sırasında, İngilizlerin Mısır Cephesinde zayıf oldukları anda Şerif Hüseyin ve çevresi rahat hareket etti. İngilizlerin Mısır’da 12 Tümenlik yığınak yaptıkları 1916 yılında, Fahreddin Paşa’ya denetleme görevi verilerek, 4. Ordu Komutanı Cemal Paşa tarafından Medine'deki Hicaz Seferi Kuvvetleri komutanlığına atandı. Göreve başladığı 31 Mayıs tarihinden 5 gün sonra, 5 Haziran 1916’da isyan başladı.
İki yıl yedi ay süren kuşatma ve direnme sırasında, yokluk ve gıdasızlık sebebiyle çekirge yemek zorunda kaldılar. Hükümetin kendisine: “Çare kalmamıştır, teslim olacaksınız” emrini göndermesine rağmen direndi.

Fotoğraf 5: Fahreddin Türkkan Paşa.
Fahreddin Paşa, 27 Aralık 1918 günü Medine’deki karargâhında, bütün kumandanları davet ederek bir toplantı yaptı. Hükümetten aldığı son emri açıklayarak, antlaşma şartlarına göre, Medine’nin hemen boşaltılıp, düşmana bırakılmasına dair olan Harbiye Nazırı’nın mektubunu okudu ve bu emre rağmen silahları bırakamayacağını söyleyerek, kesin bir ifade ile şöyle dedi:

Fotoğraf 6: Medine tren istasyonunda askerleri ile bayramlaşırken.
“Medine kalesi bir askerî mevki olmakla beraber, aynı zamanda hilâfet bakımından da pek mühim bir yerdir. Şu halde buranın teslimi için yalnız Harbiye Nâzırının ve hükümetin emri yetmez. Mutlaka, Halife ve Padişah’ın bir iradesi olmalıdır. Ve bu arada da Osmanlı meclisi tarafından tasdik edilmiş bulunmalıdır. Evet bu şarttır. Böyle tasdik edilmiş bir irade-i seniye olmadıkça, hiçbir şey yapamam. Esasen, yapmış olsam da, silahlarımızı burada teslim edip yola çıksak, Kızıldeniz kıyısına, Yenbuulbahr’e kadar silahsız giderken, Bedevilerin elinde yok olmanız mukadderdir. Bu sebeple, Harbiye Nezareti’ne vereceğim cevap işte bu anlattığım şekilde olacaktır.”
Fahreddin Paşa’yı, sessizce dinleyenler arasında yalnız bir kişi, Erkân-ı Harp Reis vekili Yarbay Sakallı Emin Bey, serbestçe fikrini açıklamak müsaadesi alarak şöyle konuştu:
“Bugünkü halimizle pek nazik bir vaziyette bulunduğumuz meydandadır. Buradaki ahvali yakından iyice bilmeyen hükümetimizin vermek mecburiyetinde olduğu emirleri harfiyen yerine getirmekteki güçlük de aşikârdır, ancak içinde bulunduğumuz zorluklar ve bilhassa kıtlık yüzünden hemen her gün gıdasızlık ve ilaçsızlıktan yüz elli kişinin hayatını mahva ve bunun gitgide artmasına sebep olmaya da hakkımız yoktur. Bunun tarihi sorumluluğunu yüklenmemiz çok ağır olur. Esasen; kanaatimce buna lüzum da kalmamıştır. Çünkü hükümetimiz, yıllardır liyakatle yaptığımız vazifemizi takdir ile, duyulan mecburiyet üzerine, şimdi ne yolda hareket etmemiz gerektiğini bir emirle bize bildirmiştir. Bu emir kesindir. Meşruti idarede, meşruti rejimde emir, doğrudan doğruya hükümetten gelir. Padişahın iradesine hacet yoktur. Kanaatimce en doğru hareket hükümetin emrine uyarak, derhal buradan gitmektir.”
Fahreddin Paşa, Erkân-ı Harbiye Reis Vekili Emin Bey’in bu sözlerini hiç ses çıkarmadan dinledikten sonra, bir müddet düşünüp, hiçbir şey söylemeden toplantıya son verdi. Fakat her halinden, Emin Bey’e karşı fena halde küskün olduğunu da belirtti. Küskünlüğüne rağmen, toplantıda karşılık vermeyen Fahreddin Paşa, o akşam ilk iş olarak Emin Bey’i vazifesinden uzaklaştırdı.
Ama sonunda ordusunun başında alın akıyla İstanbul’a dönmek zorunda kaldı. Askeri ve subayı ile birlikte büyük fedakârlıklar gösterdi. İngilizlerin desteğinde isyan eden Şerif Hüseyin’in ordusuna karşı kısıtlı imkânlara rağmen yaptığı Medine Müdafaası büyük takdir topladı.
Medine Kuşatması sonrası savaş esiri olarak önce Mısır'a, sonra Malta'ya sürgün edildi. Sürgün sırasında savaş suçlularını yargılamak üzere İtilaf Devletleri tarafından İstanbul'da kurulan Kürt Nemrut Mustafa Paşa Divân-ı Harbî adı verilen mahkemece ölüme mahkûm edildi. Ancak Ankara Hükümeti'nin gayretleriyle 1921’de Malta'dan kurtuldu ve Kurtuluş Savaşı'na katılmak üzere Ankara'ya geldi. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa tarafından Güney Cephesi'nde Fransız Ordusu'na karşı savaşan Türk kuvvetlerini birleştirmekle görevlendirildi.

Fotoğraf 7: Malta’da esir kaldığı binanın önünde bir İngiliz subayı ile.

Fotoğraf 8: Fahreddin Türkkan Paşa Kurtuluş Savaşı yıllarında.
Fransızlarla Ankara Antlaşması imzalanıp güneyde savaş sona erince, 1921’de Kabil Büyükelçiliği'ne atandı. Türk-Afgan dostluğunun gelişmesinde önemli rol oynadı. 1936’da korgeneral rütbesi ile ordudan emekli oldu.
22 Kasım 1948’de 80 yaşında iken, bir tren yolculuğu sırasında Eskişehir yakınlarında kalp krizi geçirerek öldü. Vasiyeti üzerine Rumeli Hisarı Aşiyan Mezarlığı’na defnedildi.

Fotoğraf 9: General Fahreddin Türkkan’ın Rumeli Hisarı Aşiyan mezarlığındaki kabri.

Fotoğraf 10: Oğlu General Mehmet Selim Türkkan da aynı mezarlıktadır.
Seçilmiş Kaynak
Kandemir, Feridun, Fahreddin Paşa’nın Medine Müdafaası, Yağmur Yayınevi, 2010.
Not: Feridun Kandemir (1916–1978), gazeteci ve yazardır. Babası hukukçu ve gazeteci Ali Fahri Ağaba’dır. Ağaba, Hukuk Fakültesi II. sınıfta iken I. Dünya Savaşı’nın başlaması üzerine askerlik göreviyle 1916’da Hicaz Cephesi’ne gönderildi. Dönüşte Millî Mücadeleye katılmak üzere 1919’da Anadolu’ya geçerek Millî Hükümetin ilk istihbarat müdürü olarak Trabzon, Tiflis ve Batum’da, ayrıca İran ve Hicaz’da dış işlerde çalıştı, 1927’de asıl mesleği olan gazeteciliğe döndü. Kandemir, kitabını babasından aldığı bilgiler ve Fahreddin Paşa’nın çocuklarının yardımı ile yazdı.





Yorumlar