top of page

 Beşiktaş Sinan Paşa Külliyesi 

Erol Kuntsal

 

Önceki yazımda Beşiktaş Meydanı’ndaki Barbaros Hayrettin Paşa Türbesi’ni, Paşa’nın hayatını ve Barbaros Hayrettin Paşa Anıtı’nı yazmıştım. Yazıda, Sinan Paşa Külliyesi ve Camii de sıkça geçiyordu. Bu yazımda da bu külliyeyi ve camiyi tanıtacağım.

 

Kaptan-ı Derya Sinan Paşa’nın Hayat Hikayesi (?-1553) (Kaptan-ı Deryalığı 1550-1553)

Kaptan-ı Derya’lar, Osmanlı Donanması’nın ve tersanelerinin en büyük komutanlarıydılar. Denizcilikle ilgili bütün atamaları yapma, karar verme ve imzalama yetkileri vardı. Asıl adı Sinanüddin Yusuf Paşa olan Sinan Paşa’nın, doğum tarihi tam olarak belli değildir. Hırvat veya Boşnak asıllı Hristiyan bir ailenin çocuğu olarak Saraybosna’ya yakın bir köyde doğdu. Enderun’da yetişti. Enderun, saraydaki bir okuldu. Sarayda, orduda ve hükûmet işlerinde çalışacak memurları ve hizmetlileri yetiştirmek için, Fatih Sultan Mehmet tarafından açılmıştı ve öğrencileri acemi oğlanlar arasından seçilirdi. Kardeşi Sadrazam Rüstem Paşa (1500-1561), Kanuni Sultan Süleyman’ın ve Hürrem Sultan’ın kızları Mihrimah Sultan ile evli olduğu için Osmanlı Hanedanı’na akrabalık ile bağlıydı. Sokollu Mehmet Paşa'dan sonra 1550'de Kaptan-ı Derya oldu. 1551’de Trablus'un Malta Şövalyeleri'nden alınması, 1552’de Akdeniz Seferi ve Ponza Zaferi, 1553’de Korsika'nın zaptında donanmanın başındaydı. Sinan Paşa ve Turgut Reis, Kuzey Afrika'da birçok sefere birlikte katıldılar. Bu dönemde, Turgut Reis öne çıktı ve 1551'de Trablusgarp'ın fethi, Turgut Reis'in başarısı olarak görüldü. Kaptan-ı Derya olmak için gereken bilgi ve tecrübeye sahip olmadığı, Rüstem Paşa’nın kardeşi olduğu için bu makama getirildiği şekline tarihi kayıtlar da var.

 


(1) Yabancı kaynaklara göre Sinan Paşa.

 

1553'teki ölümüne kadar Kaptan-ı Derya unvanını korudu. Tarihçi Peçevî, “Dert dinlemeyen gazaplı bir hakim idi. Soğuk yüzlü, büyüklük taslayan bir adamdı” demiş, buna karşılık bir İspanyol yazarı da “Dev yapılı, cidden yakışıklı, pek yiğit bir adamdı ve o denli de iyi bir insandı” demişti. Çare bulunamayan hastalıklı bir dönemden sonra, Sultanahmet Meydanı’nda yaptırdığı büyük ve muhteşem konakta 21 Aralık 1553 günü öldü. Donanmalar sefere Beşiktaş önünden çıktıkları için bazı kaptan paşaların konutları da Beşiktaş'ta idi. İki kızı ve bir oğlu olmasına rağmen, servetini kardeşi Rüstem Paşa’nın eşi Mihrimah Sultan'a (1522-1578) bıraktı. Mihrimah, "mihr" ve "mah" kelimelerinin birleşimidir. Mihr Farsça kökenlidir, aşk-sevgi veya güneş ışığı anlamlarına gelir. Mah ise ay demektir. Dolayısıyla Mihrimah isminin, “aşkın/ayın güzelliği” veya “güneş ışığının/ayın parıltısı” gibi anlamları vardır. Sinan Paşa öldüğünde Beşiktaş’ta yaptırmaya başladığı külliye inşaatı henüz bitmemişti. Külliyedeki türbesi de bitmediğinden, Üsküdar'daki Mihrimah Sultan Camii haziresine defnedildi ve Beşiktaş’a nakledilmedi.

 

(2) Üsküdar Mihrimah Sultan Camii haziresindeki mezarı. Baş taşı üzerine, Kaptan-ı Derya kavuğu bulunuyor.

 

Külliye

Külliye; cami, hamam, medrese, mektep, imaret, türbe, kütüphane, aşevi, darüşşifa, çarşı, tekke, zaviye binalarından oluşan yapılar topluluğu anlamındadır. Beşiktaş’ta Barbaros Bulvarı ile Beşiktaş Caddesi’nin birleştiği yerdeki külliyenin yapımına 1550 yılında başlandı. İnşaatı, 1555’de yerine geçen Kaptan-ı Derya Piyale Paşa (1515-1578) bitirdi. Külliye çeşitli dönemlerde onarımlar gördü. 1936-1937’de Vakıflar İdaresi’nin yaptırdığı onarımda, kuzey girişinde bazı değişiklikler, 1972-1974’de avluda ve medrese odalarında restorasyonlar yapıldı. Mimar Sinan’ın başlıca yapılarında olduğu gibi cami, medrese ve son cemaat yeri aynı avludadır. Mimar Sinan’ın bu dönem camilerinde, medrese değişik örgü duvarlı, cami ise kesme taştan yapılmış, böylece cami ön plana çıkarılmıştı. Sinan Paşa külliyesinde ise, medresede ve camide erken dönem özelliği olan örgü duvar kullanıldı. Sinan Paşa’nın külliye bitmeden ölmesi, devrin diğer yapılarına göre daha sade kalmasına yol açtı. 

 

Cami: Kaptan-ı Derya’lar, özellikle denize yakın camiler ve çeşmeler yaptırdılar. İstanbul’da üç kaptan-ı derya camisi vardır: (1) Tophane’deki Kılıç Ali Paşa, (2) Kasımpaşa’daki Piyale Paşa, (3) Beşiktaş’taki Sinan Paşa camileri. Üçünde de Mimar Sinan’ın (1488/1490–1588) imzası bulunuyor. Tek minareli camide, sayıları binleri bulan donanma mensuplarının seferden önce topluca namaz kılabilmesi için, mümkün olduğu kadar büyük bir iç mekân tasarlanmıştı. Edirne Üç Şerefeli Cami planı, boyut ve oran farkları dışında tekrarlanmıştı. Ancak burada boyutların daha küçük olması, iç mekânın Üç Şerefeli Cami’ye göre daha aydınlık olmasını sağlamıştı. Ortada büyük ve derin bir aynalı tonoz (kemerlerin bir araya gelmesiyle oluşturulan, genellikle tavan örtüsü olarak işlev gören yapı), yanlarda ikişer kubbe ile örtülü son cemaat yeri var. Kubbe kasnağına on iki pencere yerleştirilmiş. Yapıda kıble duvarında dördü yuvarlak olmak üzere on üç, sağda ve solda onar, kapı tarafında ise dokuz pencere bulunmakta. Minbere mermerden geometrik süsler yapılmış, ahşap vaaz kürsüsünün altına sonradan mermer konulmuştur. İki kapılı avlunun ortasında, tek parça beyaz mermerden yapılmış dört sütunlu şadırvanın zarif bir saçağı bulunmakta. Üsküdar'daki Mihrimah Sultan Camii'nde ve Şehzade Camii'nde kare yapıyı deneyen Sinan, Sinan Paşa Camii’nde altıgen yapıyı uygulamıştır. Ayakların çok küçük boyutlara indirgenmiş olması, Edirne Üç Şerefeli Cami'de olmayan mekân bütünlüğünü sağlamıştır. Sinan bu camide de Üsküdar'daki Mihrimah Sultan Camii'nde olduğu gibi, son cemaat yerinin önüne ikinci bir saçak eklemiş ve ilk kez avlu revakları arkasına medrese odaları yerleştirmiştir. Yapının son cemaat mahallinin cami iç mekânına katıldığı dönemde, medrese odalarının bazıları ve belki cami girişi yıkılmış olabilir. Yapı taş ve tuğla karışık, ucuz bir duvar tekniği ile inşa edilmiş, cami mekânı fazla süslenmemiştir. Yapının karakterinin bozulması, tarihçi Hammer'e göre 1749'da olmuştur. Bugünkü bezeme ve vitraylar yeni restorasyonlarda yapılmıştır. 19. yüzyılda cami iç mekânındaki kalem işleri yenilendi, klasik üslûpta bir bezeme ile değiştirildi.

 

 

 

(3) Cami’nin dış görünüşü. Bu fotoğraf, ileride sözünü edeceğim Hünkar Mahfili tekrar yapılmadan önceki durumu gösteriyor.

 

(4) Caminin içi.

 

Medrese ve Avlu: Mimar Sinan, Sinan Paşa Camii’nde ilk defa avlu revaklarının arkasına medrese odaları yerleştirmiştir. On iki odası olan medrese, çeşitli dönemlerde onarımlar gördü. Bazı metinlerde avludaki mektebin 1641-1642'de Kösem Sultan tarafından yaptırıldığı yazılmıştır. Mektep, iç avlu ortasında bulunamayacağına göre, vaktiyle caminin etrafında bir de dış avlu olduğu söylenmektedir. 1970-1972'de yapılan restorasyonda, medrese odaları ve avlu karakterini yitirdi. Medrese odaları bugün çatı ile örtülü. Medreselerin kubbeleri kurşun örtülü yapılırken, Sinan Paşa'nın ölümüyle basit bir çatı ile örtülmüş ya da 1930'lardaki vakıf tamirinde çatıya dönüştürülmüş olabilir.

 

(5) Avlu, medrese odaları ve şadırvan.

 

Hamam: Külliye yapılarından oldukça uzakta olan, Sinan Paşa’nın ölümünden sonra bitirildiği kabul edilen hamam, bugün Dolmabahçe Sarayı'nın dış avlusu sınırında, bugünkü Hayrettin İskelesi'ne giden yolun başında, Beşiktaş Caddesi ile Hayrettin İskelesi Sokağı’nın birleştiği yerdeydi. Bugün kaldırılan üst geçidin yerinde bir köprü vardı. Altından Beşiktaş Deresi akardı ve köprünün yanında yapıldığı için Köprü Hamamı veya İskele Hamamı diye de anılırdı. Hamam 1957’de Tophane-Beşiktaş yolu genişletilirken yıktırıldı.

 

(6) Hamam’ın 1950’lerde çekilmiş fotoğrafı.

 

Bugün Ortabahçe Caddesi denilen ve çarşıya dönüşen yol, eskiden dere idi. Beşiktaş tepelerinden gelen dere bugün büyük ölçüde kurumuş, kalanı da yer altına alınmıştır. Çifte hamam olarak düzenlenen yapının kuzeyinde erkekler, güneyinde kadınlar bölümü bulunuyordu. Eski haritalarda külhanla birlikte (külhan, hamamların altında bulunan, içinde hamamı ısıtmak için büyük bir kazan ve ateş bulunan yer) 600 m² alana sahip olduğu görülen Sinan Paşa Hamamı, Mimar Sinan’ın 1547’de Samatya’da yaptığı Yakup Ağa Hamamı’na boyut ve plan olarak benzemekteydi. Reşat Ekrem Koçu (1905-1975) 18 Temmuz 1811'deki büyük sel felaketinde, hamamın su ile dolduğunu, içindekilerin boğulduğunu yazmıştı. Beşiktaş sahil yolundaki hamamın yerine 1960’lı yıllarda  benzin istasyonu ve Amerikan tarzı Motorest Lokantası kuruldu.

 

Çeşme: İstanbul’un en ilginç hikayesi olan çeşmelerinden biri de Kaptan-ı Derya Sinan Paşa Çeşmesi’dir. Bütün Kaptan-ı Derya’lar denizi ve suyu seviyorlardı. Bunun için de çeşme yapımına önem vermişlerdi. Beşiktaş'ta, Hasan Paşa Karakolu yanında ve Sinan Paşa Camii'nin karşısında iken, Beşiktaş Meydanı’nın yeniden düzenlenmesi sırasında 1957’de yerinden sökülüp 2 km mesafedeki Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nun arkasına, yeni açılan yol üzerine yerleştirildi.

 


(7) Çeşme Beşiktaş’taki eski yerinde. 1800’lü yılların sonu.

 

(8) Çeşme ve 7-8 Hasan Paşa’nın komutanı olduğu, herkesin önünden korkarak geçtiği, Beşiktaş Karakolu. 1900’lü yılların başı.

 

(9) Çeşmenin cephe bölümü, Harbiye Açıkhava Tiyatrosu arkasındaki yeni yerinde.

 

Üç kısımlı çeşme, günümüzde bulunduğu yere estetik değer katıyor. Ortadaki geniş nişin yanına daha küçük nişler yapılmış. Mermer sütunlar dikkat çekiyor. Aktif durumda değil ve yoğun restorasyon izleri taşıyor, yeni yapılmış gibi temiz ve bakımlı görünüyor. 1950’li yıllardaki yol açma çalışmalarında yerinden taşınan birçok tarihi eser gibi, farklı yerde ama asırlar sonra bile ayakta. Orijinal hali iki yüzlü ve tamamen mermerden yapılmış. Bir yüzü Açıkhava Tiyatrosu arkasındaki bugünkü yerine monte edilirken, diğer yüzü Sular İdaresi'nin Feriköy deposunda muhafaza edilmiş. Antik dönem Roma zafer taklarını anımsatan bir cephesi var. Lülesi koparılmış ve günümüze ulaşamamış. Tekne kısmı ise sağlamdır. Su içme çeşme çanakları istiridye formunda tasarlanmıştır. Bugün saçak kısmı üzerinde görülen mermer korkuluk büyük bir olasılıkla orijinal olmayıp, sonradan aslına benzetilerek yapılmıştır. 1938'den önce çekilmiş fotoğraflarda, saçak kısmının üzerinde bugünküne benzer, ortasında bir tuğra olan şatafatlı bir alınlık ve korkuluk bulunmaktadır. Bu parça, günümüzde mevcut değildir. Çeşme, yeni yerine monte edilirken, çeşmeyle uyumlu bir duvar düzenlemesi ile çeşme cephesinin her iki yanına, sivri kemerli nişler içinde üçer adet çeşme daha yapılmıştır. Bunlar, tamamen işlevsiz olup, çeşme ile yerleştirildiği duvar arasında uyum sağlayan birer süsleme öğesi olarak tasarlanmışlardır. 

 

Hazire: Caminin batısında, külliyeye ait ve zaman içinde oluşan bir hazire mevcut. Osmanlı toplumunun tasavvufi düşünce sisteminde ve tasavvuf edebiyatında önemli bir yere sahip Neccarzade Mustafa Rıza Efendi’nin (1679-1746) türbesi de burada. Mustafa Rıza Efendi, 17 yaşında çok sevdiği Beşiktaş’ta tasavvuf dersleri vermeye başladı, bir süre Sinan Paşa Camii imamlığını da yaptı ve vasiyeti üzerine hazireye defnedildi. Hazire bugün bakımsız bir halde.

 

Hünkâr Mahfili: Kıble duvarının doğusuna bitişik, inşa tarihi belli olmayan ve eski fotoğraflarda görülen hünkâr mahfili (sultanın ibadeti için yapılan bölüm), 1936-1937'de Vakıflar İdaresi tarafından yaptırılan tamirde yıktırıldı. Hünkâr mahfili ilk halinde yer almıyordu. Mahfil, eski fotoğraflara bakılarak 2011 yılında yeniden inşa edildi. Mimarlık Tarihi Uzmanı Prof. Dr. Uğur Tanyeli, “Mimar Sinan yapısını bozduğu gerekçesiyle yok edilmiş bir binayı eski fotoğraflarına bakarak yeniden inşa ettiler. Caminin orijinal halinde bir mahfil yoktu. Yıktırılmasaydı tabii ki o mahfili de korumak gerekirdi. Ama, yıkılmış ve tarihsel açıdan kaybı çok hayati önemde olmayan bir eski binayı, sadece eski fotoğraflara bakıp inşa etmek doğru değildi. Mahfil, Sinan yapısına hoyrat bir müdahaledir” dedi. Sultanlar, genellikle kendi adlarına yapılmış camiler dışında ibadet etmedikleri için, bu camide Hünkar Mahfili olmasını sanat tarihçileri tartışıyorlar.

 

(10) Hünkâr Mahfilinin son durumu.

 

Son Not: Sinan Paşa Camii’nin tarihe tanıklık ettiği en önemli olaylardan biri de 16 Mayıs 1919’da gerçekleşti. O gün Mustafa Kemal Paşa, Sultan Vahdettin’in Sinan Paşa’daki selamlık alayına katıldı ve sultan ile son kez bu caminin Hünkâr Mahfilinde görüştükten sonra Samsun’a doğru yola çıktı. Yeni kent planları yapılırken, Sinan Paşa Külliyesi; gürültü, yaya, kara ve deniz trafiği gibi olumsuzlukların arasında kalarak eski özelliklerinin çoğunu yitirdi.

 

Kaynakça

Belge, Murat, İstanbul Gezi Rehberi, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 9. basım, 2003.

Bozkır, Ömer, Neccarzade Mustafa Rıza’nın Hayatı, Eserleri ve Tasavvufi Görüşleri, Yüksek Lisans Tezi, Erzurum Atatürk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı, 2006.

Gündüz, Filiz, Sinan Paşa Külliyesi, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, Cilt 37, s 232-234.

Rengârenk Beşiktaş, Beşiktaş Belediyesi Yayını, 2016.

Sinan Paşa Camii, Dünden Bugüne Beşiktaş Ansiklopedisi, Cilt 2, s 161-165

Sinan Paşa Külliyesi, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, Cilt 7, s 2-4.

 

 

 

 
 
 

Yorumlar


bottom of page